‘Akşam geliyor musun?’ Mesajını görmedim, yine de geldim. Yüzün ışıyarak, ‘Seni bekliyordum’ dedin. Disko topunun altında, yeniden sarıldık birbirimize. İsteyip de söylemediğim kelimeler cüretkar dudaklarından kulağıma yankılandı: ‘Tüm gece yalnızca seninle dans etmek istiyorum.’
Akşamüstü tanıştım seninle. Telefonundan bir tango açtın ve bana sarıldın. Titrek topuklarım şarkının ana vuruşlarına belli belirsiz eşlik etme derdindeydi. Zihnim karıncalı bir televizyon gibi rahatsız ve söz dinlemez haldeydi. Sen sakinleştirdin beni. Gergin kollarım bedenine döküldü ve göğsümde renkten renge dönüşerek palazlandın. Avcumu sıkı sıkı kavradın ve beni bir akıntıya davet ettin. Sırtımı boylu boyunca sardın ve omzumda sıcak dokunuşunu hissettim. Bodoslama atladım seninle o akıntıya. Müzikle şekilden şekile evrildik. Şarkıya katılan bir bandoneon gibi açılıp kapandı ciğerlerimiz. Sağ kulağımda nefesinin tatlı hırıltısı, sol kulağımda derinden gelen şarkıcının ince sesi.. Sana duyduğum meraka teslim oldum. Artık ne sen ne de ben vardık. Dudaklarının dudaklarıma karışmasına az kala, kapın çaldı.
Ürkek adımlarla yaklaştım sana ve durdum karşında. Yüzüne baktım. Muzip bir ifade vardı gülümsemende. Utangaçlığımı gizlemek için hemen sarıldım sana. Ardından elini hissettim sırtımda ve avuç içinden belli belirsiz, ılık bir ‘merhaba’ yayıldı. Kolların bir sarmaşık gibi arsızca büyüyerek bedenimi sarmaya başladı. Kıskıvrak yakalandım sana. Direnmenin bir anlamı yok, ne yaşanacaksa yaşansın, dedim içimden. İçime çektiğim derin nefesi, seninle değiş tokuş ettim ciğerlerimde. Salondaki suretsiz insanların silüetleri, her adımında büyüyen alevinle cayır cayır yandı. Kıyafetlerimizin rengi, üzerimizde dönen disko topunda kırıldı ve siyah geceyi tutkuyla kırmızıya boyadı. Bu yangında, yalnızca ‘biz’ vardık.
Kalbinin gürültüsü vedaya hazırlanan geceyi dolduruyordu. Liseli ergen coşkusuyla terk edilmiş diğer salona koşturduk. Güçsüz hoparlörlerden müzik belli belirsiz duyuluyordu. Biz zaten birbirimizi dinlemenin peşindeydik. Son kez tangoyla sarıldık. İncitmekten korkar gibi tedirgin; yine de bir daha kollarından kayıp gitmeme tahammül edemeyecek kadar kararlı, inatçı bir güçle tuttun beni. Dosdoğru gözlerime baktın. Cüretin beni şımartmıştı. Kollarında dünyanın en güzel kadınıydım ve utangaçlığım aniden püf olup kayıplara karıştı. Sana kur yapmaya yeltendim ama büyülü varlığına duyduğum arzuyla karışık merak beni ele geçirmişti bile. Dudaklarının tadına bakmak için can atıyordum ve aniden seni öptüm. Daha tutkulu bir açlıkla ama hala kibar, karşılık verdin. Arka fonda çalan son tandanın yükselen nağmeleri eşliğinde sarmaş dolaş geceye sonunda veda ettik ve biz devam ettik.

One thought on “Ergenlik”