Yanılıyorsun. Havada asılı kalır bazı hikayeler, iyisiyle kötüsüyle.
Kendi gölgesinden korkan bir karanlık gibi kaçıp uzaklaşmak istiyorsun. Oysa sana anlatmaya çalıştım, ne korkabileceğin bir gölgen var ne de aramızda okyanusları aşabilen bir yakınlık. Yokluğun ortasında bir ‘son’ tanımladın ve kendini bu sahte kurguya inandırdın. Oysa, devam etmeyeceği belli olan hikayemizin bir sona ihtiyacı yoktu.
Turuncu kapının eşiğinde sana neden uzaklaştığını sordum. Çıkmaz bir sokakta tek başına durduğunu ve bana yalnızca arkanı döndüğünü söyledin. Ve ekledin: ‘Hiçbir şey değişmedi.’ Sonunu bilsem bile filmleri izlemeyi severim. Oysa sen spoiler duyunca, hevesini kaybedenlerdenmişsin.
Yataktan fırlayıp sarı bir çorap giydin eline. Kendini böyle çaresizce gizlemeye çalıştığını anlasaydım, kafamı çevirip bakmazdım sana. O gece kulağına kalbimden geçenleri fısıldamazdım. Sözde cesaretinle sana saygımı büyütmezdim. Oysa, aynaları karartılmış odanda, gözlerimdeki yansımanı sevdiğini sanmıştım.
Sıcak günden bizi sakınan yeşil muz ağacının serinliğinde seviştik. Bir saat önce aşkında gitgeller yaşayan sen, şimdi endişelendiğin imkansız bir geleceğin sınırında, benden topyekün vazgeçtin. Oysa, korktuğun uzak geleceği bir kenara koyalım, yakın gelecekte dahi olmayacaktım. Geleceğin yokluğu, keyifle geçirebileceğimiz güneşli güzel bir güne mal oldu.
Kahverengi zeminli odada, “Neden hareket ediyorsun?” dedin kızgın bir ifadeyle, ‘Sadece dur! Durmanın erdemi falan filan.. Bir şeyler geveledin… Oysa, ben senin gibi değilim. Ben heyecanla yaşar ve harekete devam ederim. Bu mu ürküttü seni? Önünü alamadığın duygularının acısını beni inciterek mi çıkaracaksın?
Yanılıyorum. Sen bir ‘son’ tanımlamak istemedin, başucumuzda duran ‘son’dan kaçarak tanda bitmeden dansımızı terk ettin.
Oysa, sana sarılıp bir öpücükle ‘hoşçakal’ demek isterdim. Son tandamızda, birbirimize ilk günkü gibi sarılıp o gün çıktığımız yolculuğu birlikte tamamlayabilirdik.
Olsun.
Bizim hikayemiz, erişemeyeceğimiz kadar yüksek, gölgesinde soluklanamayacağımız kadar saydam. Bir dahası olmayan nadir zamanlardan kopup süzülür avcumuza bir tüy gibi sonradan. Belki usulca üflersin ve yerçekimine göğüs gererek yükselişini izlersin. Belki de, kabaca avcundan silkeler ve kendi yoluna devam edersin. Nasıl istersen..
